Adalet mi? O da ne?

23 Ocak 2016 1 Yorum

inteligencia-emocional-interactivos

Hayattan insanlığımızı iyileştirmek için o kadar çok beslenebileceğimiz olaya şahit oluyoruz ki, yeter ki baktığımız yerleri es geçmeden görelim ve anlamaya çalışalım.

Sıcacık mantolarımızın, kabanlarımızın içerisinde, atkımız beremiz, modaya uygun kıyafetlerimiz, en korunaklı botlar ve eldivenlerimiz ile bu soğuklarda sokakta keyif için ya da mecburiyetten, her ne sebep ile olursa olsun tam teçhizatlı gezinebiliyorsak, Tanrıya şükretmemiz gerektiğini unutmamak lazım.

images-2.jpg.jpg

Sıcacık evimizde, az ya da çok nevalemizin olduğu soframız, uyuduğumuz yumuşacık yatağımızdan uyandığımız temiz sabahlar ve sevdiklerimiz ile vakit geçirdiğimiz her gün için şükürler olsun. Hayat zor, doğru. Mücadele hiç bitmiyor. “Her evin aşı, her erin işi başkadır.” derdi rahmetli anneannem. “Derdi de ayrı kaynar tenceresinde, neşesi de ayrı çağlar yüreğinde” Öyle. Kimsenin hayatı kimseye benzemiyor.

Bu dünya da gerçek adalet var olsun isteseydi yaratan, sorunsuz  yaşamamızı isteseydi hepimizi aynı standartlarda yaratmaz mıydı? Herkesin tek tip evi, eşit kazancı, aynı kıyafetleri ve yaşantısı olsaydı mesela, neyle mücadele ederdik? Sıkılmaz mıydık?

siddete-ugrayan-cocuk-1465022-465x309

Bugün anlatmak istediğim konu başka aslında. Hayatın adaletsizliğine bir serzeniş diyelim. Dünya da milyonlarca aç yaşarken, zayıflamaya çalışan ve bu uğurda sınırsız para harcayan, kendini açlıkla terbiye etmek için çaba gösteren bir o kadar da insan var.

Her dil, din ve ırktan, güzel görünebilmek, kendini iyi hissedebilmek için “insan içine çıkma” denilen o anlayamadığım kritere uygun, değişik bir kıyafeti, kendi imkânsızlıklarıyla yaratmaya çalışan, başkasına ait olan kıyafetleri giyen, çöplerden bulduğunu arındırıp yenileyen kadınlar varken, bir gecelik davette giyeceği kıyafet için milyonlar saçan kadınlar da var.

yurt_gorevlisi_kendi_istismar_ediyorsa_cocugu_kim_koruyacak_h13310

Toplumda, isim yapmış, başarılarıyla, zenginliğiyle züğürdün çenesini yoran,  kendi çocuklarının üzerine titreyen adamlar, tanınmadıkları, uzak doğu ülkelerinde belki de kendi çocuklarından bile küçük kızları seks kölesi olarak kullanmıyor mu? Bu köle kızlar da babalarının kuzuları değil mi?

Bu şan şöhret sahibi kadınlar ve erkekler, egolarını tatmin etmek, içinde bulunduklarını zannettikleri camialarına özenerek, modaya uymak adına besledikleri köpeklerini, kedilerini, hayvanlara has güzellik ve bakım merkezinin yanı sıra seyahatlerinde sevimli pozlar vermek için yanlarında taşımıyorlar mı? Gerçek insani merhameti ve kendine dost edinmek için bir hayvanın bakımını üstlenen insanlarımız için kurulmadı bu cümleler. Zaten hayvan seven bir insan, kötü bir insan olamaz bana göre.

african kids

Oysa kendi topraklarındaki kimsesiz çocuklar, belki de burnunun dibinde öylece yapayalnız, bir gün sevilebilme, sahiplenilme arzusu ile hasretle beklerken, kedilerden ve köpeklerden daha üstün yaratılmış varlıklar değil midir? Her ne kadar bilinen cinsleri ve hava attıracak bir görüntüleri olmasa da kocaman yürekleriyle minnet duygusu için gerçek bir gurur yaşatmaz mı yardım edenlerine?

Mesela Sosyal Hizmetler Kurumundan alınan özel izinler ile okullarında başarılı olan ailesiz öğrencilerden yurt genelinde her yıl belli sayıda çocuk seçilse, ödül olarak toplanan yardımlar ile Disneyland a götürülse, her yıl o geziye katılabilmek için bu çocuklarda başarı odaklı bir umut oluşturmaz mı? Hayatları boyunca bu çocukların unutamayacağı bir anı olarak kalmasını sağlamak bir insanı mutlu etmez mi?

fb_ımg_1450605595312.jpg.jpg

Oyuncak fabrikalarında çalışan o çocuk yaştaki işçiler, kendi ürettiği o oyuncağı alabilmek için kim bilir kaç gün hiç harcamadan kazancını biriktirmek zorunda?  Sadece beş dakikalık zevk için yapılmış, o üst geçitlerde, trafikte arabaların arasında, canını tehlikeye atıp ekmek parası kazanmak isteyen çocuklar, geçidin üzerinden sıcacık giyinmiş halde annesiyle geçip, okula gidiyor olmak istemez miydi? Sinema da üç boyutlu gözlüklerini takıp, mısırını yerken, animasyon kahramanlarıyla o anın keyfini yaşamak istemez miydi?

abla kardeş

Çocukları mutlu etmek bir pamuk şeker kadar hafifliği ile taşınabilecekken, neden insanlara bu kadar ağır geliyor hiç anlamıyorum. Sadece vücudunun bir parçası olan ellerin ile de bir çocuğun okşadığın saçlarında sevilebileceğini hissettirebilmek mümkün ve bedelsiz olduğu kadar bir çocuk kalbi için paha biçilmez bir yardım değil mi?

fft26_mf4502138

Sosyete denilen topluluğunun bir gecelik düğün masrafı ile kaç kişi gerçek bir yuva kurabilirdi? Sofralarında dilediğini yiyebilen insanlara verilen yemek davetleri yerine, gerçekten sofrasında bir çok yemeğin fotoğrafını dahi görmemiş insanlara yiyecek yardımı yapmak ne kadar zor olabilir? Üstelik o davet sofralarında yemekleri silip süpürdükleri halde burun kıvırıp beğenmeyen ekabir takımından daha da dua edip şükür etmez mi ihtiyaç sahipleri?

Bu örnekleri sınırsız bir şekilde çoğaltabiliriz elbette. Ben buradan sonrasına dayanamayacağım. Kazanan, emeğinin karşılığını alan, gönlünce harcasın gözümüz yok ama adaletin sağlanmasına da fayda sağlasın. Benim derdim bu. Adalet piyangodan ikramiye çıkması kadar olasılıklı bugünlerde.

fb_ımg_1451037601165.jpg.jpgHak hukuk işlerine hiç bulaşmayalım zaten. Devletti, hükümetti, siyasetti beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Dünya dengesi içerisinde insanların arasındaki iletişim adaletinden bahsediyorum ben. Vicdan, merhamet, şefkat adaleti olmalı diyorum. Herkese eşit hissedilmeli demek istiyorum.

İnsanlık, neye yatırım yapacağını tespit etsin. Hayat, cesedimizin yanında götüremeyeceğimiz varlıkların peşinde koşmakla geçiyor. Ruhumuzun huzuru, bir çocuğun umutla bakan gözlerinde, yediği yemekle belki de günler sonra doyurduğu bedeninde, yeni giydiği botunun, mantosunun sıcağında, mutlu yüreğinde, kocaman sevgiyle saran kolların, başını şefkatle okşayan ellerin verdiği güven duygusu ile yaşadığı anda gizli.

fb_ımg_1450605724927.jpg.jpg

Minnetle edilen bir teşekkür belki de bir dua, sevgiyi paylaşmak isteyen insanın sarılmasında saklı mutluluk.

Fazla gelenleri tespit edelim, eksik olanları tamamlayalım. Tek dileğim bu. Dünyayı ve bu süregelen hayatın kopan bağlarını toparlayıp onarmak, yenilemek , değiştirmek imkânsız ama yeni hasarlar oluşmasın diye olanlara müdahale edebiliriz.

Zor değil. Sevgiyle paylaşın yeter. Hayat paylaştıkça anlamlanır…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (1)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Serdar dedi ki:

    Keşke her şeye bir çözüm olsa , acılar olmasa ama maalesef çarpık dünya düzenin imkansız hayaller.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: