Sevgilimin günü…

22 Ocak 2016 0 Yorum

 

 

İşte beklenen o gün geldi. Hediye olabilecek her ürünün üretimini yapıp, satışa hazırlanan patronlar keyifle ellerini ovuşturuyorlar. Restorantlar, oteller, eğlence mekanları  işletmecileri herkes hazır. Sevgilisi olmayanlar da ufaktan diş bilemeye başladı yolda yanlarından geçen mutlu çiftlere. Masraftan kaçınan beylerin bahaneleri de hazır. “Her gün sevgililer günü hayatım” gibi cümleler gün kurtarıyor öyle değil mi? Bugünü fırsat bilip teklif hazırlığı yapanlar, barışmak için özel bir çaba içerisinde olanlar, merakla bekleyenler, herkes hazır. Yoklama da eksik olan yok.

 

İyi güzel de, nedir bu Sevgililer günü? Bu telaş, heyecan, çaba, kıskançlık, hırs ve şimdi aklıma gelmeyen sayısız duygu  halleri de neden? Neredeyse her  durumu gerçek anlamını bilmeden özentilerle yaşayan ve bütün bu yaşananlardan da keyif alabilen bizim kadar ilginç toplum var mı acaba?

Bakmayın böyle konuştuğuma. Bayılırım ben özel günlere. Hayatımdaki kıymetli herkesin özel günlerini önemserim. Eşim, aşkım,çocuğum, dostum hatta iş arkadaşım bile değerlidir. Özel günleri de atlamam. Hediyesiydi, organizasyonuydu, artık ne gerekirse hepsini yapmaya çabalarım. Önemsenmek ve böyle keyifli anılar biriktirmek isterim. Bir düşünsenize kim hediye almaktan, hatırlanmaktan, kendisi için özel bir hazırlık yapılmasından hoşlanmaz ki?

 

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan aşk kokulu özel bir gündür. Bu işin bilinen ve kabul edilmek istenen kısmı. Aslında ekonomi için de  önemli günlerden biridir.

Bugünün asıl anlamı ve önemine gelecek olursak, Roma Katolik Kilisesi’ nin inanışına dayanan bu gün, Valentine  ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda “Aziz Valentin Günü” olarak bilinir. Valentine kelimesi, batı medeniyetlerinde “Hoşlanılan kişi” veya “Sevgili” anlamında da kullanılır.

Katolik Ansiklopedisi’ ndeki  eski şehitler listesinde, 14 Şubat gününe kayıtlı, inancı yüzünden öldürülmüş üç tane Aziz Valentine geçmektedir. Tarihi dokümanlarda romantik aşk hikayesi ile Valentine denilen kişi arasında herhangi bir  bağlantı bulunamamıştır.
 Yani bizim Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun gibi bir bağ durumu yok. Aşk ile ilgili bir efsane de yok. Aziz Valentine inançlarından dolayı hayatını kayıp etmiş bir din adamıdır. Valentine’nin onuruna kutlama günü, 14 Şubat 496  yılında Papa Gelasius tarafından ilan edilmiş ve her 14 Şubatta Aziz Valentine anısına dini kutlamalar yapılmıştır. Üstelik 1969 yılında da Aziz Valentine kutlalamaları, kilisenin kutlama listesinden de çıkartılmıştır.

İnancı yüzünden öldürülmüş din adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsaneler 14. yüzyılda ortaya çıkmış. Bu efsanelere göre, Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentineninden” imzalı bir aşk notu vermiş.

Başka bir rivayete göre, Valentine, Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde, gizlice evlenmelerine yardım ettiği için ölüm yıl dönümüne denk gelen bugün anılması gereken bir günmüş. Canınız hangisine inanmak isterse ona inanabilirsiniz hatta inanmayabilirsiniz de.

 

Şimdi Aziz Valentine’in dışında dünyada 14 Şubat tanımlarına bir bakalım. Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktaymış. Antik Yunan  takvimlerinde, Ocak ayı ortası ile Şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılır.  Gamelyon ayı ise mitolojik Tanrılar Zeus ile Hera’nın kutsal evliliğine adanmıştır. En azından bu tarih anlayışı sevgililer gününün bizim anladığımız şekline daha yakın bir tanım. Mesela bu tarihlerde kutsal evlilik teklifi gibi bir algı ile dünyada “Teklif Etme Günü” olarak yaşanabilirdi. İlla romantik bir anlam yüklenecekse 14 Şubat’a, bence bu şekli ile daha uygun olacaktır.

Antik Roma ‘da ise 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus’un onuruna, Lupercelia günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus’un din adamları tanrıya keçi kurban ederlermiş. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus’u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlarmış. Bizim bildiğimiz ebelemece oyunu gibi dokunup kaçarlarmış. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlarmış. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde kızların doğurganlıkları kolaylaşacakmış. Şimdi böyle bir uygulama olsa, sanırım tüm kızlar dokunulmaması için kaçacak delik ararlar. E tabi o zaman başka türlü bir meşguliyet olmadığı için, oldun mu en iyisi olsun diye çok heveslilermiş diyelim.

 

Lupercalia bayramının arifesi olan 14 Şubat’ta genç erkekler, genç kızların isimleri yazılı kağıtların bulunduğu keselerin içinden  kura çeker, kura da çıkan genç kız ile bayram boyunca ‘çift’ olma hakkı kazanırmış. 469’da Papa bu gayri-Hristiyan bayramını da yasaklayarak sadece kura çekilişine izin vermiş. Ne garip. Bayram kutlanmayacak ama kura ile çift olunacak diye düşünmeyin hemen. Kuralarda kızların değil azizlerin isimleri yazılı olurmuş. Bunu dini eğitim alma şekline dönüştürmüşler diyebiliriz.

14 Şubat, 1800 lü  yıllarda Amerikalı Esther Howland’ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline gelmiş. İşte o baş suçlu ilan edilen kişi aslında Esther Howland. Durumdan bihaber Aziz Valentine ‘in bir suçu yok. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış, sevgililer günü tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem haline gelmiştir. 

 

Sevgililer günündeki en yaygın uygulama eşe ya da sevgiliye verilen romantik mesajlarla dolu kartlar ve tüketim dünyasında yaygınlaşan hediyeleşme kültürüne ayak uydurma şeklidir. Hediye almak ve  vermek ne kadar da keyifli bir şey. Bazen özel bir an için değil de içinden geldiğinde beklenmedik bir zamanda yapılan hediyeleşme, sanırım daha da anlamlı olacaktır.

Özellikle batı medeniyetlerinde, sevgilisi olmayanlar hoşlandıkları kişilere kart gönderirlermiş. Alıcı kişi, içinde genellikle “Sevgilim olur musun?” yazan bu imzasız kartın kimden geldiğini bulmaya çalışırmış. Ne gizemli, ne heyecan verici düşünsenize. Bence bu daha ilginç bir uygulama.

 

Sevgililer Gününü çiftler genellikle baş başa geçiriyorlar. Baş başa gidilen romantik bir yemek ya da evde hazırlanan romantik bir sofra en yaygın kutlamalardan. Sanki normal zamanda yapılamayan bir eylemmiş gibi o güne özel yapılan hazırlıkların algısı da değişik oluyor işte. 

Çiftler, Sevgililer Günü’nün gecesinin de özel olması için çaba gösterirler. Kimi çiftler, bu güne has, cinselliği ön plana çıkarıcı kıyafetler ve iç çamaşırları alırlar. En çok tercih edilen renk, tutkuyu sembolize eden kırmızıymış. Bunların yanı sıra, Sevgililer Günü çok sayıda evlenme teklifinin de gerçekleştiği bir günmüş.

Kısaca insan olarak, sevesimiz var, aşkı özelleştiresimiz var. Özel günlerle şımartılasımız, şımartasımız var. Seviyoruz işte böyle halleri. Keyifli, romantik, tutkulu  anılar biriktirmeyi kim istemez ki? 

Mesele kutlamak, kutlamamak, karşı görüşte olmak değil. Neyi neden kutladığımızı bilelim istedim. Bir sürü sebep çıktı biraz araştırınca. Size hangisi uyuyorsa ona göre kutlayın o halde. Belki bir din adamının ölüm yıldönümü olarak algılar anısına kilise de bir mum yakarsınız. Belki açıklayamadığınız aşkınızı gizemli kartlarla sahibine hissettirirsiniz. Belki de aşkınıza evlenme teklif edersiniz. Dilediğiniz gibi davranın.

Tek dileğim, aşkta kalın, aşkı tadın yaşayın ve size bunu tattırana değer verin. Değerli olduğunu hissettirin. Çok sevin. Hep sevin. Sevilmek daha kolay olacak…

Kategori: EDEBİYAT, GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: