“İlginç Adamlar ve Kadınları…”

19 Ocak 2016 2 Yorum

6.Bölüm

 

Tutuldum…

 

Özgür ile çoğu zaman düşüncelerimiz, zevklerimiz aynı olmasına rağmen bu benzerlikten onun hiç haberi olmadı diyebilirim. Hayatımın çok uzun zamanını Mercan Dede müziklerinin içindeki dünyada yaşamış olmama rağmen, bunu onunla paylaşmadığımı, o bana ne kadar da hayranı olduğunu anlattığında fark ettim. Sadece hayran olduğum bir melodi değildi ve bir çok bakış açımızın kesiştiği zamanlarda hep susmak zorunda mıydım sanki. Bunu neden yaptım bilmiyorum.

 

Bana bir gün çok hasta olduğunu söylediğinde yapmayı istediğim tek şey hemen o anda onun yanında olmaktı. O kadar çok zırhlarıyla kaplanmış dünyası vardı ki bunu istediğimi söylemek bile saçma geliyordu. Bunu o dilemeliydi. O dilemezse ben onunla olmak istediğimi söyleyemezdim. Onun yerine isteyemez, düşünemez, dileyemezdim. Benim tek bir rolüm vardı, o da kendi aşk dilimle onu koşulsuz sevmek.

O bir kokuyla içime işlemişti ve hep ben Özgür kokacaktım. Tam bir kayıp oluş hali işte. Kayıp bir kadının hiçe sayılma hikayesine dönüştü olay. Oysa ki gönüllü bir kayıp oluş ile aşkta kendini bulma isteğiydi benimki.

 

Birçok durumu gereksiz suskunlukla, sadece onu dinleyip anlamaya çalıştığım  için anlatamadım. Beni tanıyamadı hiç. Konuşamadım ki beni anlamasını sağlayayım. Tutuldum adeta.  Zamanı ve kendimi onunlayken donduruyordum. Buzun arkasından onu seyretmeyi seviyordum. Onun için eriyen buzlarımdan akan damlalar onun ruhunu ıslattığında beni anlayacağına inanıyordum.

Bana kendimi kayıp ettirmişti ama kendinde beni keşfettirmişti. Ona iyi geldiğimi söylerdi. “Bu aralar bana en iyi gelen sensin” dediğinde kendimi kıymetli hissetmiştim. Uzun uzun deneyimlerini, bilgilerini, işini anlatırdı. Sürekli keşif halindeydim. Bu keşfin mucizevi nimetleriyle keyiften başım dönmüştü.

 

Her şeyi bilmeyi istiyordu. Sürekli kendi bilgilerine yenilerini eklemekten  ve bu bilgilerle övünmekten de haz alıyordu besbelli. O övündükçe ben haklı çıkmaktan keyif alıyordum. Olağan dışı bir varlık olmasını düşleyip sonra da bu düşümü onun bedenine yüklemiştim. Onun söylediği her şeyin koşulsuz gerçek olduğuna inanıyordum. Birçok insana göre salaklık mertebesindeydim belki, bana göre gerçek bir kayboluş ile kendime varma çabasındaydım. Ama, keşke, bence cümleleri kurmamayı öğretmişti bana. 

 

Hayatım normal akışında devam ediyordu. Özgür ve benim dışımda her şey aynıydı. Mecburiyetler, sorumluluklar olduğu gibi devamdı. Sanki hayatım ikiye bölünmüştü. Ailemle, işimle olan hayatımın aksinde başka bir masalsı süreçten geçiyordum. Kendimi unuttuğum başka bir dünyam vardı. 

Beni başka bir ben olarak tanımlıyordu eminim. Bu garip bir sihirdi sanki. Sadece dinliyor, hissediyor ve her şeyi ona göre yaşıyordum. Kendimi onun dudaklarından çıkan kelimelere ve bedenimdeki hükümdarlığını sürdürebilme hayaline adamıştım. Özgür ben de varlığını sürdüren Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanıydı. Yönetilen tanımına uyan ne varsa benim için hepsini yöneten oydu.

 

Ruhumun bedenimin vazgeçilmez efendisiydi ve ben yalnızca itaat halinde kalmak istiyordum. Nasılda kişiliğim bu denli yok oldu anlamıyorum. “Bu kişilik açıklığım da nereden çıktı?”  dediğim günlerdi. Beni hareket ettirmesini bekledim hep.

Yanından her ayrıldığımda az da olsa büyünün etkisi geçiyor, zihnim sahneye koşar adımlarla ilerliyordu. Ben de yerleşik düzene geçmiş onun, kim olduğunu sorguluyordum. Garip bir şeyler olduğunu anlamak için gerçekten kör olmak gerekiyordu. Kör olmayı diliyordum. Duymamayı, anlamamayı istiyordum, adeta.

 

Aslında onun da kendi ile ilgili benden sakladıklarına karşı merakım beni iyiden iyiye huzursuz ediyordu. Aradığında ya da karşılaştığımızda işi ve gündelik mevzuları anlatırken hissettiğim iştahı, etrafına yerleştirdiği elektrik yüklü tellerini, yıkılmaz duvarlarını esnetmeye yetmiyordu. Gizli bir hassaslık hali, sert hareketleriyle iyiden iyiye gizleniyor adeta milyonlarca yıl sonra bulunabilecek tarihi eser gibi bir yerlere gömülüyordu.

 

Seviyordum. İstiyordum. Bana ne diyordum. Bana ne onun gözünden bana bakınca gördüğü görüntüden. Ben ona bakınca koca bir eksiklik hissediyor, onunla tamamlanmayı diliyordum.

“İlginç Adamlar ve Kadınları” kitabımdaki “Tango’nun Özgürlüğü” hikayemden küçük bir hediye…

Kategori: KİTAP

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (2)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Battal Gürkan dedi ki:

    Yazıyı okurken yumuşuyor,rahatlıyorsun.Anlatım o kadar soft ki terapi gibi.Yazılarında bu duyguyu verebilen yazarlardan sevgili Nazan Arısoy.Yazar yazdıkları ile sana birşeyler katıyorsa topluma ve insanlığa yön verebilecektir. Bu açıdan toplumun aydınlatıcı ışığı olan yazarlar benim için çok önemlidir.Varolun ve ışık saçın.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: