Sevilesi çocuk değilim ben…

9 Ocak 2016 0 Yorum

Neden bu kadar kızgın bu adam? Neden küfür etti bana şimdi? Sanki benden korkmuş gibi hızlı hızlı yürümeye başladı.  Bu ablaya ne yaptım ki ben? Neden yüzünü buruşturulmuş bir poşet gibi yaptı öyle? Gözlerini kısmış ıyyyy diyor. Iyyy ne demek? 

Ne kadar da şık görünüyorlar. Duvar afişlerinde gördüğüm kadınlar gibi güzel. Karizmatik iş adamları gibi bu amcalar. İnsanın en kalitelisine benziyorlar ama en çok neye üzülyorum biliyor musun? Bu ablalar, teyzeler, abiler, amcalar hem sağır hem de kör yaşıyorlar. Tabi ben öyle olduğunu zannediyor da olabilirim. Yanında duruyorum bazen bunlardan birinin görmüyorlar. Hatta sesleniyorum duymuyorlar. Sonra yanındakilerle konuşmaya başlıyorlar. “Allah bunları dünyaya getirip sokağa salanları kahretsin. Hallerine bak bu soğuk havada ayaklar çıplak üzerlerinde başlarında yok elleri daha bu yaşta yaşlanmış. Bu çocuklar büyüyünce ne olacak? ” gibi cümleler ile konuştuklarında sihirliler sanıyorum. Hem görmüyorlar, duymuyorlar da benim hakkımda nasıl konuşabiliyorlar diyorum kendi kendime.

Biliyorum. Herşeyin farkındayım. Onların eteafındaki sevilesi çocuklara benzemiyorum. Saçlarım o kadar kirli ki kendim bile dokunmak istemİyorum bazen. Onların bilmedikleri ise rengi kirden değişmiş bedenimin temizlenmesi için bırak mis kokulu sabunları şampuanları suyu olan bir evim bile yok. Bitirilemeyen sahtekar müteahhitlerin yaptığı inşaatlar benim en sevdiğim evlerim. İyi kötü bir kaç duvar ve başımızın üzerinde doğanın isyanını yaşatmayan tavanlar var. Çöp toplarken bulduğumuz kolileri poşetleri pencere boşluklarına da gerince derme çatma çadırlardan daha konforlu evlerimiz oluyor. Hele bir de ısınacak bir kaç kereste buldun mu inşaatin içinden, bir somun ekmek, biraz zeytin, peynir belkide bir bardak sıcak çay daha ne isterim ki? Keyfim saraylarda yok. 

Anneme babama bakıyorum, sıklıkla ailemize katılan kardesilerime, sonra  içinde barındırmadıkları vicdanlarını nerede bıraktı bu kadınla adam diyorum. Ne zaman çocuklarından geçinmeye karar verdiler? Annem güçlü kuvvetli eli yüzü düzgün biri belki kendi gibi başka bir kadına ev işlerinde yardım etse, babam az da olsa kazanacağı küçük bi iş bulsa mesela en küçüğümüz sokaklardan kurtulur muydu acaba diyorum. 

Arkadaşlarımın anlattıklarını dinliyorum bazen. İçlerinden biri yavrusunu karnından çıkartıp çöpe atabilen bir kadının çocuğu. Savunmasız bebek bedenini mahalleliler bulup karakola teslim etmişler. Yetiştirme yurdunda her yaşadığı gün için biriktirdiği acı hatıralar, yediği dayaklar yüzünden can havliyle sokağa atmış kendini, yaşamaya çalışıyor. Hırpalanma şiddeti daha da artmış bu aralar, “Keşke yurttakilere katlansaydım da bunları hiç yaşamasaydım.” diyor. Ara ara kazandığı paralarla kendini unutmak için bedenine zarar veriyor. Sahip çıkanımız yok diyip sarmaş dolaş olduğumuz gecelerde gözyaşlarımızla sabahlıyoruz.

Bir kaç arkadaşım çetelerden birnin eline düşmüş kesilmeye yakın kurban olarak yaşıyorlar. Bir abla var ara sıra bizimle kalıp sabaha kadar çığlık çığlığa ağlıyor. “Büyümek istemiyorum. Kadın olmak istemiyorum ” diye ağlıyor abla. Gülüyorum. Biz hiç çocuk olmadık ki diyorum ona. Doğduğumuzda genetiğimizle oynayıp, anamızın kucağındaki üst geçitte ilk uyuşturucuyla tanıştığımızda büyütmüşlerdi bizi zaten diyorum. Saatlerce aç susuz mesai bitmesini beklerdik uyuşup kucakta dilenirken.

Kirden rengini unuttuğum ayaklarımın parmak uçları dokununca buz gibi ama üşümüyorum. Geçenlerde bana yanlışklıkla dokunduğunu düşündüğüm bir abla “Donmuş bu çocuk kıyamam” dediğinde  üşüyebileceğimi  farkettim. Elimden tuttu ve beni çocuk kıyafetleri satılan mağazaya soktu. Üzerim bir mont, ayağıma bot, çorap, kalın bir kazak, bir kadife pantolon, atkı, bere aldı. Kirimin pasımın üzerine çamaşırıma kadar yeniden giydirdi beni. Birlikte yemek yedik tıka basa. Yemek yemesi yasak diye mi ağlıyordu bilmem. O ağladı ben yedim. “İşte buraya kadar dostluğumuz” dedi bana. “Keşke daha fazla yapabilecek bir şeylerim olsaydı, özür dilerim, dünyadaki tüm pisliklerden ve insan diye gezinen tanımsız yaratıkların sana olan davranışlarından dolayı senin çocuk gözlerinden özür diliyorum ” dedi bana. Herhalde o sırada şu kör ve sağır amcalardan, teyzelerden bahsediyordu. 

O abla insanlığına yakışır kendi imkanlarınca bir yardımda bulunmuştu ve daha fazlasını yapamadığı için çok üzgündü. Sonra şunu düşündüm. Bir milyon abladan teyzeden abiden amcadan sadece yarısı insan olmayı seçse kaç tane  çocuk yüreği ısınırdı?

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: