Gelme…

16 Aralık 2015 0 Yorum

image

GELme… Telefonuma takılan ıslak gözlerim sana ait bir iz aramıyor artık. Her ses geldiğinde kulaklarıma acaba da demiyorum. Öyle eskisi gibi engeller de koymuyorum. Al misketlerini, ver misketlerimi halleri gibi küçültmüyorum kendimi. Olmadığım kadar olgunlaştım bu aralar.

Gözümün önünde olsun bitsin ne varsa istiyorum. Canım yanacaksa yansın o ilk tutuştuğu yerden alev alev… Gözlerinin başka bir göze nasıl değdiğini gördüğüm an gözlerimin önünde, yalnızlıkla cezalandırıldığım o saatlerde. İçim sızlıyor, bile isteye sızlatıyorum.

Yalnızlık cezaların en büyüğü. Bana iki de bir seni getiriyor. Gelme.

image

Herkesten gizlediğim fotoğrafımıza bakıyorum uzun uzun, özgürce kimsenin olmadığı yerlerde. Işığı açsam biri gelip senin bakışını paylaşır benimle korkusuyla, ışıksız mekanlarda bakıyorum en azından, o anımıza leke değmesin diye.

Çalan hiç bir telefon ve kapının sebebi değilsin artık. Ben buna inandım. İnancımı zedeleme. Sakın gelme.

image

Sana ait koku sen de kalmasın diye seni hatırlatan bir şişe aldım kendime. Bedenime en yakın olan ne giydiysem bir damla senden damlatıyorum, tüm günümü seninle paylaşayım diye.

image

Tabanları kumaş bilekli ayakkabılarımı gözüme dokunmayacak bir yere sakladığımdan bugüne kadar hiç bir eli, omuzu istekle ve hisle kavramadığım gibi, beni saracak hiç bir kolun, elimin içine sığınacağı hiç bir avucun anlamı olmadı anlıyor musun? Baktım anlamı yok, olsun diye uğraşmıyorum.

Ay ışığında sokakları seninle karşılaşır mıyım acaba diye yürümüyorum artık. Karşıma çıkmayacağını biliyorum. Bildiklerim bana yeterken kendimi sorgulatma bana. Karşıdan gelen sen olmayacaksın biliyorum. Sakın gelme.

image

Kaybedince daha mı çok seviyor insan? Kaybedildiğini bile bile kayıp edenin kendisi olduğuna inanmak mı daha çok sevdiriyor, imkansızlaşanı? “Sensiz kalmak ile ödeyeceğim bir bedel olmasına rağmen mantığımla hayatıma sensiz devam edeceğim” demiştin ya bana o gün; şimdi ben bu cümleye sevinmeli miyim, üzülmeli miyim?

image

En çok şükür ettiğim ne bu aralar biliyor musun? İnsana bahşedilen en büyük özellik var ya hani şu unutmak; benim zihnime konu sen olunca miktarı tesirsiz yükleme yapılmış olsa da şükrediyorum unutabilme gücünün varlığına.

Unuttum gitti de diyemiyorum ki, bıktım insanların kalıplaşmış cümlelerinden. Hemen lafı ağzıma tıkayıveriyorlar. “Unuttum demek hatırlamaktır” dediklerinde o zaman ne hatırlıyorsun bana, niye soruyorsun diyorum.

Unutmak kelimesine beni inandıracak hücrelerime emir verdim. Çok sıkı çalışıyorlar artık. Bu cümleler ise senden kalanların isyanıdır. Ah bu senden kalanlar… Kalıntıların koca bir kıta şimdilik ve benimle hep bir savaş meydanında çarpışıyorlar. Bendeki seni işgal edecek başka bir güç gelsin artık da, yüz ölçümün küçülsün. Unutturacak her neyse bu yer yüzünde, lütfen artık gelsin. Sen sakın gelme.

image

Sakın gelme. Köprücük kemiğimi o dudaklarınla şereflendirme sakın. Avuçlarının arasına saklama ellerimi ve mümkünse parmaklarımı kendilerininkine esir etme. Burnunu burnumdan uzak tut ve sakın öyle gülümseme. Güldüğünde doğa üstü bir varlık gibi görünmenden nefret ediyorum artık. Gülme.

Dudağımın sağ kenarıyla yanağımın birleşme noktasını da öpme. Öyle koordinatlar, enlemler, boylamlarla aşkında beni esir etme. Benim zamanım kıymetli anlıyor musun? Gece gözlerinle bakarken gözlerime, yeniden zamanımı durdurma. Bakma.

image

Mis kokan yastıklar, yumuşacık bir battaniye ile mum kokulu odalarda sımsıkı sarma beni varlığı yokmuş gibi yaşamaya çalıştığın benliğinle. Sarılma. Sarılıpta yaşadığımı hissettirme. Ben yaşadığımı biliyorum. Güvendeyim. Huzurluyum senin olmadığın yerlerde de.

Kendime sarılmayı, kendi ellerimi tutmayı, yanan yaralarımı üfleyerek söndürmeyi, kanayanlara kendi başıma pansuman yapmayı öğrendim . İyileşiyorum ben. Sakın gelme…

Bedenime bakamıyorum bazen. İzlerin üzerimde. Üstüm başım sen kokuyor. Buram buram aşk kokuyorum hala biliyorum. Aşkın acısı daha keskin olduğundan beri çekilmez haldeyim. Huysuzum. Mutluluğa o kadar çok ihtiyacım varken mutsuz olmaya çalışıyorum.Üstelik dışarıdan görünen hiç bir yerimden dışarı sızmayan bir umutsuzluk şelalem var. Adı üstünde; umutsuzluk, mutsuzluk kelimesini içinde saklar. Bu zihnimin kabullenmeyişinden oluşan umutsuzluktan da bıktım.

image

Umut etmezsen daha mutlu oluyorsun inan. Beklemezsen de öyle. Alıştım. Ben böyle iyiyim. “Bekleme, umut etme gelirse sürpriz olsun” diyorlar ya, sen bana sürpriz de olma. Gelme…

Kandırılmaktan yorulmuşken, kendimi kandırmayı bile öğrenmişim gün be gün. Birinin beni kandırmasına da ihtiyacım yok artık. Seni sevmediğime, seni istemediğime inanmak, kendimi kandırmak istiyorum. Bunu kendi başıma yaparım. Sen artık gelme…

 

 

 

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: