Hadi gel düğüm atalım. ..

6 Aralık 2015 0 Yorum

image

“Bir çocuğa bağlılığı, sadakati, korumayı, hassasligi,merhameti ve sorumluluğu öğretmek istersen en nazik bir çiçeğin bakimi sorumluluğunu vereceksin.Biraz daha büyüyünce de mutlaka bir hayvan Dost sahibi yapacaksın ki paylaşmayı ve dostluğu da öğrensin. İnsanlar bütün bu bildiklerini unutturmak için savaş verecekler ama sen büyüdükçe köklerini unutmazsan degismeyeceksin…”

58 yaşında vefat eden anneannemin oğütlerinden birini paylaşmak istedim sizinle. Hayatımın sekiz yılını birlikte geçirdik. Bu upuzun sekiz yılın mental yeterlilik kısımlarından saymaya baslarsam üç yıl kadar söylediği ve yaptığı herseyi kayıt ettim diyebilirim.

Evet tam da söylediği gibi bakımı en zor iki çiçekle hayatıma dokundu anneannem. Biri zor şartların yaşandığı tropik ormanlar da arsızca büyüyen ama saksıda hapis hayatına alışması çok zor olan orkide, diğeri de açması mucize olacak kadar zor mum çiçeğim vardı.

Orkide narin, muazzam görüntüsüyle ona bakan gözleri mutlaka büyülemeyi başarır. Sahip olunulduğunda ise insanı sınavlardan geçirir. Birlikte yaşayacağınız hayatı zorlastirabilir ya da bir anda hiç beklemediğiniz bir günde ortaya çıkarttığı bir tomurcuk ile size sürpriz yapıp mutlu edebilir. Çok çabuk hayatından vazgecebilir. Orkideye hapis olduğu saksıyı hissettirmeden tüm ihtiyaçlarını karşılamanın dışında gerçek anlamda ilgi göstermeniz, arada güzel sözlerle kalbini kazanmaniz gerekir. Tıpkı narin yapılı masum genç bir kız gibi.

Mum çiçeği yerini severse sarmaşık edasıyla tüm evinizi sarıp sarmalayabilir. Ne zaman ektiğinizi unutturur size. Bir bakmışsınız hayatınızı geçirdiğiniz her yerde ondan bir parça ile narin dalları ve güçlü yapraklarıyla cevrelenmişsiniz. Bazen bir kaç mevsim açması için dua eder halde bulursunuz kendinizi. Evin her tarafına yerleşmiştir ama çiçeğini ne zaman size hediye edeceğine kendisi karar verir. Sabır ile sevmeye bakmaya devam etmelisiniz.

Eskiden belkide hepimizin sahip oldugu bir hediyeden bahsetmek istiyorum. Apartman dairesinde yaşıyor olsak bile benim bütün arkadaşlarımın civcivleri vardi. Ne zordu onu hayatta tutmak. Meğer evcil hayvan sorumlulugu için kafes kuşları kadar zor bir etapmış. Çok keyifli bir deneyimdi ta ki ben sorgulamaya başlayasıya kadar tabi.Bir sabah civcivim kahvaltıda benim yumurtamı yedi. Civcivlerin yaşamasının şans olduğu öğretilmeseydi iyiydi. “Şansı olmayanları da biz mi yiyoruz, yani şimdi bu yumurta bizim Yaşar’ın kardeşiyse eğer bu şimdi kardeşini mi yiyiyor demiştim. Civciv, alelacele bahçesi olan yan bina komşumuza hediye edildi. Bundan sonraki aşama yenilemeyen evcil hayvanların sorumluluğunu aşilamak olarak devam etti. Gülümsediğinizi görür gibiyim ama bir çoğumuz bunu yasamisizdir.Hadi ama bu olduğunda sadece altı yaşındaydım.

image

Çiçekler, hayvanlar derken insanlarla neler yaşarız öğütleri anneannemin günlüğünde mevcuttu. En daraldigimda hemen onun kalbinin yanına oturur yazdıklarını okurken dinler kendimi rahatlatırım.

İnsanların en korkulu rüyası artık bağlanma hissi. “Aman kapılma, kaptırmadan kendini keyfine bak” öğütleri havada uçuşuyor.

Bağlanmak, sadakat başka türlü bir sorumluluk getiriyor çünkü ve insanlar onca sorumluluğun içerisinde bir de bununla ruhunu daraltmak istemiyor. Bir de bu bağlılık durumları istenmeyen kötü hatıralar yaşattıysa kelimenin tam anlamıyla hepimiz kaçacak mağara arıyoruz.

image

Hayatın anlamı için Tanrıya bağlı olmak gibi inancımız ne olursa olsun tutunduğumuz bir dal var mutlaka. Aile bağları, dost gönülleri, iş aşkı, aşka bağlanış halleri. Yalnız doğup, yalnız yola devam eden insanlar olmamıza rağmen hayatın neredeyse tamamını yalnız geçirmediğimiz aşikar.

Yaşanan ilişkinin boyutu içeriği ne olursa olsun yalnız değiliz. Bir köke bağlı olmak en büyük hazinemiz aslında. Bu neden ürkütücü olsun ki?

image

Tek başına sahip olduğumuz tek şey karakterimiz. Bunun dışındaki hersey başka güçlere bağlı. Ne kadar kaçmaya çalışsakta hayatımız hep o görünmeyen iplerle başkalarına bağlı sürüp gidiyor.

Eksiğiz aslında. Ne kadar kendimizi bir bütün olarak görsekte eksikliklerimizi hissediyoruz.

Ait olmak sahip olmak arzusu hepimizde var. Tek fark, bu algı herkese göre değişken.

İş yerinde bile ait olduğumuz bir birim var ve sahip olduğumuz güçler. Ait olduğumuz arkadaşlar grubu, aile ve sahip olduğumuz insanlar onlara karşı hissettiğimiz duygularımız var.

Hafta sonu geldiğinde boş geçirmek istemeyenler ait oldukları hayattan keyif almaya çalışırken sahip olduklarını kullanmıyor mu?

image

Tek başına edilen bir dansın tadı, çift kişilik bir dansın hissi başka öyle değil mi?

image

Yaşanan onca fırtınanın içinde, gemiden sağ çıkmak isterken yalnız başına olmadığınızı fark ederseniz işler daha kolaylaşmaz mi?

image

Yolun seni nereye götüreceğini bilmediğinde sımsıkı tuttuğun bir el seni yüreklendirmez mi?

Ben seni seçtim yolculuğumda demek istediğiniz biri varsa hayatınızda korkmayın. Yalnız yaşadığınızda hissedeceklerinizden daha güzel sürprizler olacak hayatta.

Tutar misin elimi? Hadi gel bir düğüm atalım birlikte.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: