“Yağmurdan sonra Deniz”

2 Aralık 2015 0 Yorum

mnz4

Deniz Hürcan, milyonlarca seveni, hayranı olan bir adam ve benim en kıymetli mücevherim, herkese ait bir dünya nimeti miydi şimdi?

Ne kadar da alışkındır o geceyi yaşamaya diye düşündüm. Kim bilir kaç kez kendisinin yazdığı bu senaryonun baş rol oyuncusu olmuştur? Kim bilir kaç dudağı tutuşturmuş, kaç eli öyle kuvvetinin içinde yok etmiş, kaç bedeni göğsünde dinlendirmiştir?

Benimki ait olmayanı ait edinmekti. Bir yanım gerçekliği ile yaşadığım o geceyi ve o sabahının muazzamlığına hayran, bir yanım onca gün ben hiç yokmuşum, hiç olmamışım gibi davrandığından dolayı kıymetsizliğin ne olduğunu hissettiriyordu.

Belki vücutlarımız biz olmamıştı ama o gece bizdik, birdik. Gerçektik.

Saatlerce herkesin gördüğü ne kadar fotoğrafı varsa her bir detayını ezberlemiştim kendime göre. Bakılmadığı gibi bakıyordum hepsine. Gözlerinde ne var, ne diyor ne hissediyordu bu fotoğraflar çekilirken. Her anını merak ediyordum.

Mimar olduğunu da öğrenmiştim. Ne önemi vardı ki ne olduğunun?

Hayat. Her aşk kendi masalını yaratıyor işte. Masalın içerisinde ne yaşayacağını bilmeden yazanın kudretine bırakıyorsun kendini. Teslim oluyorsun.

Bir anda bıraktım elimden tableti. Sandaletlerimi ve elbiselerimi çıkartıp denize bıraktım kendimi. Dellenmiş hallerimde hazır olabilmek için gün boyu bikini üzeri elbise ile geziniyordum. İyi ki de yapıyordum bunu.

1515

Gece iyice sinsi sinsi ruhuma çökmüştü. Daralıp çimenlerin üzerine uzandım öylece. Nemli çimlerin serinliğinde gece üzerime yağsın istedim. Her gece yaktığım mumdan daha azıyla yetiniyordum o gece. Yıldızlar iyi gelmişti. Kapının yanındaki minik ahşap sandığın içinden günlüğümü aldım elime.

-Dök içini Yağmur, dök. Tek dostun, şu elinde tuttuğun üzeri kaplı içi saklı defterin. Yaz bakalım ne anlatacaksın kendine…

Günlerdir sensizliğinle mesken ettim hayatın cehennem kıyılarını. Yine üstüm başım Deniz kokusu, aklım fikrim sen ve senden dileneceklerimle dolu. Dilenmek denir buna ey ab-ı hayat gözlüm, baktıkça kana kana içtiğim, senden seni dilemek, dilenmek gibi.

Senin başında rengarenk gök kuşağı, etrafında çeşit çeşit çiçekler ve kokular varken ben öyle köklerimle bir çınar olmak için bekliyorum senin verimli topraklarında. Sessizce bekleyeceğim. Bir gün beni dilediğinde, bulutların arasından hiç görmediğin şekilde sağanak yağacağım üzerine…”

 

dinner-for-two

Arabesk olmuştum yine o gece. Şimdi plak zamanı diye düşündüm. Yazdıklarımı okudum ve kendimi plak dolabında buldum.  Arabesk dinlemem diyenleri anlamıyorum.  Aslında anlıyorum herkesin bir tarzı var ama Orhan Gencebay dinlemem diyenlerin hepsi tüm şarkılarına eşlik edebiliyorlar. Ben de hemen Orhan Babaya sığınayım o gece dedim. Orhan Dilenci yi söyledi, ben “Sevmek çok zor” dedim bağıra bağıra.

Sara, alışmıştı artık benim böyle hafif kaçık hallerime. Kulaklıkları kulağında bahçede kitap okuyordu. Dilenciyi duyunca attı kulaklıkları, birer kadeh şarap koydu ikimize, kahkahaya boğulduk.

-Şerefe hemşiiire.

-Şerefe Yağmur Hanım.

Sara bir süre sustu. Elindeki kadehi havaya kaldırdı ve sordu.

-Şeref ne demek Yağmur Hanım?

-Bu nasıl soru? Şerefe dedik diye mi merak ettin?

-Şeref önemli bir şey belli ki, onun onuruna kadeh kaldırıyorsunuz siz.

-Evet Sara. Şeref en önemli şeydir hayatta. Hatta uğruna yaşarsın. Şeref, insan olma erdemlerinin tümüne sahip olmaktır.

-İnsan olma erdemleri?

-İnsan nasıl olunur Sara?

-Doğarsın insan olarak yaratılmışsındır.

-Hayır. Sara, insan olmak için diğer yaratılanlardan fiziksel olmayan farklılıklarını say bana.

-Ahaa. Zeka. Vicdan. Merhamet. Sadakat. Aşık olmak. Dürüst olmak.

-Belki de dürüst olmak dışında saydıkların diğer canlılarda da var. Köpekleri düşün mesela. Hem zeki, hem sadık hem de merhametli, vicdanlıdırlar. En çok ayrılan özelliğimiz olarak kesin olan bir şey varsa şerefli olmak için dürüst olmak gerekir.

-Tamam. Uzun cümleler oldu Yağmur Hanım. Zor anladım ama anladım. Öyleyse yeniden şerefe.

-Şerefsiz insan tarifin var mı peki?

-Hımm. Yalancı olmalı. İnsanları kandırmalı. Dolandırmalı. Bir çok insanın kalbini kırmış olmalı.

-Biliyor musun Sara? Şerefsiz olmakta hiç kolay olmamalı. Düşünsene insanlığından vazgeçiyorsun. Yaratık olarak dünya üzerinde yaşamak zorunda kalıyorsun. Off çok zor. Öyleyse zavallı şerefsizlere de içelim ne dersin?

-Şerefsizlere

-Zavallı şerefsizlere.

“Yağmurdan sonra Deniz” adlı romanımdan küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: