“Veda Mektubu”

24 Kasım 2015 0 Yorum

3779_mektup-300x203

“Sevgili Serhat,

Günlerce içimi kemirip durdu. Keşke gerçekten ilk yemeğimizde beni ne kadar da istediğini anlatan o cümleleri kuramasaydın, hiç aynı yerde çalışmasaydık hatta.

En güzel sohbetlerimizin arasında karşı karşıya oturmasaydık, sabahlamasaydık günler geceler boyu vaktimizden çalmasaydık.

Hiç tanımasaydım, hiç çalışmasaydı o kalbimin yelkovanı ve akrebi. Zaman kaybından başka bir şey değilmiş.

İçimde acı. Acının şiddeti ile kemiklerimde istemsiz toparlanma ile sıkışan bir kalp, kanı, havası çekilmiş bir milyon beyin hücrem isyanda.

Nefes alıp vermeyi unutuyor bazen ciğerlerim. Öyle dolu dolu bir havayı içine çekiyor tüm iştahıyla ve bir daha alamayacak gibi içinde tutuyor ya, ölümle burun buruna gelmek gibi. Bırakıverse o nefesi bir daha bulamayacağım sanki.

Gözümün pınarından akıp gidiyor umutlarım hayallerim. Yanaklarımdan okşayarak geçip, kelimelerle ifade edilemeyen acının dolduramadığı boş mektup kâğıtlarının üzerine damlıyor.

Damlalar yazıyor o gönderilmemiş mektupları. Ucu yanık olan mektup değil, hayallerimin ucundan tutuşturdun sen. Alev aldım, kül olmak üzereyim.

Alevini alan yangın etrafına toplar ya meraklı gözleri, çevrem sarıldı yine, yanan o cumbalı eski evler gibi.

İçinde bir sürü anı biriktirmiş, umut yeşertmiş, yıkık virane olmasıyla doyulmamış da öylece bir kıvılcımla tutuşturulup külleri savrulasıya kadar yakılmış eski cumbalı bir evim ben.

Bahçemde ne çiçekler yetişti, ne ağaçlar kök saldı, ne meyveler toplandı da,  etrafım bile doyuruldu.

 İçimdeki süs havuzundan bir okyanus gibi dağıttım sevgimi, şefkatimi de suyumu da bir nefeste boşalttılar. İçimi boşalttılar benim.

Et, kemik bir de boyun borcu yıkık ruhumla kalakaldım. Ardımda acı tatlı tecrübelerim, elimde hem beni hem benden olanları doyuran kıymetlerim, önümde korkularım, endişelerim, hayal kırıklarımın izleri, evhamlarım, temkinli hallerim sıra sıra dizildiler yine inadına yürüyorum.

Güvenmek ne demek? Güvenmeye neden ihtiyacı var bu yaratılanların. Neden inanmak ister insan? İnanmak güvenmek ise mesele, ben aynadakine bile güvenmekte zorlanıyorum. Suretimle aslım aynı değil bazen.

Umudum, şirin saksısında sulanan bir çiçek. Her sabah kontrol ediyorum. Dalım, yaprağım, goncam yerli yerinde.

Tek ihtiyacım  sıcacık bir güneş.

Goncamın içerisinden bir pervane, yükselip güneşin etrafında yanma pahasına, öylece sonsuza dönecek biliyorum.

Sadece dönmeyi marifet sayıp varacağı yeri düşünmeden döndürecek, yolundaki engebeleri, acıtılacağını, ölümsüzlüğe uğurlanacağını görmezden gelecek kadar aşkla pervane edecek bir güneşin peşinde fani ruh kendini.

Bir gün gelecek. Sen ve senin gibilerin olmadığı bir hayatım olacak ve gerçek değerim anlaşılacak.

Mızıkçılık yaptığın her oyununla sana eğlenceli bir hayat diliyorum.

Yere düştüğünde ayağa kalkmadan üstünü başını silkeler, yaranın berenin yerini bulur, akan kanını izler insan. Bir süre pansuman yapar, etrafı temizler. Yerlerini ezberler yaraların. Bir daha düştüğünde aynı yerlerinden acıtılmamak için temkinli olur, yara tazeyken acı katlanarak büyüyecek diye korur kendini şüphesiz.

Düşecekse de öyle bilmediği yerden olsun ki yaraları, denenmiş acıdan daha da acı yaşamasın diye dikkat eder insan.

Ben niye aynı yerden kırılır dökülür, kanarım be Tanrım? İnadına niye inanır, güvenirim, mıcırlı yolda bisiklet sürmeyi öğrenmeye kalkarım bilmem. Kayalığı görüp de, balıklama neden atlarım sırf okyanus diye…

Cesaret mi delilik mi bu? Israrla incitenlerin, can acıtmaktan beslenenlerin, arayıp bir yerlerden bulduğu keşif olmaktan sıkıldım.

Kendimle çelişkili sohbetler yapmaktan ve bu sohbetlerin geceler günler boyunca olmasından sıkıldım. Kendime karşı da lal olmak istiyorum.

Kendimden olan ya da başkasından olup benle birleşen benim dışımda kim varsa tüm zaruri ihtiyaçlarından, yemek içmek, nefes almak, mutlu olmak, keyiflenmek ve hep iyi olmak gibi özelliklerle donatılması için savaşmaktan yoruldum.

Kaçmam ben öyle sorumluluk iğnesinden, acıtsa da bilirim bana iyi geliyor. Sorumluluğumun sadece benim tarafımdan alınabilecek olduğunu mu kabullenmeliyim?

Hey insanlar, yok mu düşürmeden elimi tutup dengemi sağlayacak, tüm açlıklarımda, doyurmak için elinde bir hazırlıkla yanımda bulunacak, kendini doyuranın kenarından kıyısından ikramda bulunacak, rüzgârdan, yağmurdan, karın soğuğundan beni koruyup kollayıp sıcağı ile sarıp sarmalayacak bir güneş yok mu?

Bu kadar yalnızlığı koklamak ve pis bir koku almış gibi bulunduğum yerden tiksinmek zorunda mıyım? Yalnız mıyım ben bu hislerimle yaşayıp, takvimi mi doldururken?

Bütün sorularımın cevabı belli artık.

 Yalnızım.

Yalnızlığımı seviyorum ve seni sonsuza kadar istemiyorum.

Hoşçakal…”

İlginç Adamlar ve Kadınları Kitabımdaki “Aşk’ın bal rengi gözleri” hikayemde Revna’nın Serhat’a veda mektubudur.

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: