“Yağmurdan sonra Deniz”

20 Kasım 2015 0 Yorum

20120511082352685

Deniz hırçındı bugün belli ki kızmış yalnız kalanlar için geceye. Yalnızlıklar en çok gece vurur ya insanı, yıldıza da kızar, yakamoza da deniz, bilirim. Sesi, kapalı camlarımdan içeri kadar geldiğine göre, güneşe rağmen serin bir gün olacağını hissettirmişti.

Gecenin ağır sessiz gürültüsünden güneşin göz kırpmalarıyla kurtulduk. Toprak ana emanetleri için görev mahalline gitmek üzere yola koyulmalı dedim ve mis kokuların arasında kayboldum.

Ortancalar, hanımeli, begonviller, küpe çiçeklerim hepsini kıskandıran güllerim, çanta çiçekleri, minik bostan hepinize günaydın demezsem gün başlamazdı sanki.indir (1)

Çok yorulurum diye hala bir dost edinmeye izin yok cadı kızımdan. Oysa şu muazzam tabloyu tamamlayacak, uyandığımda ayağımın dibinde bana huzur veren sıcacık bir köpeğim olsa, bana arkadaşlık etse olmaz mıydı?

Ohh demek ne kadar anlamlıydı bazen. Anlamsız gibi görünse de ne kadar çok anlamı barındırır içinde. Yeni biçilmiş çimlerin kokusu, elimdeki fincandan etrafa yayılan kahveninkiyle birleşirken, ıslak ayaklarım birden sert bir şey hissetmişti. Eğildim. Rüzgar, saçlarımla oynamayı hep sevmiştir ama ben o an buna izin veremeyecek durumdaydım.

images (3)

Minicik bir kaplumbağa, belli ki yolunu kaybetmişti. Çıplak ayakla yürüdüğüm için çok şanslı olduğunu söyleyip avucuma aldım. Ellerimin arasında yüzüme bakabileceği mesafede olmasına rağmen korkup kendini korumaya aldı. Birlikte etrafı dolaştık ama ailesinden bir iz bulamadık.

-Simdi yüzüme bakmaya mecbursun küçük dostum. Benden başka kimsen yok.

Hafifçe kımıldarken, kocaman bir gülümseme yapıştırdım yüzüme. Yalnızlığımın iliklerime kadar işlediğini hissettiğim bir sabahı yaşıyordum. Tanrı tarafından bana bahşedilen hediyesi ile tanışacaktım birazdan.

En az benim kadar korkuyordu yeni bir ile tanışmaktan, bağlanmaktan, sevilmekten belli ama yine en az benim kadar cesurdu.Tereddütsüz çıkarttı kafayı sığınağından. Yüzüme doğru avucumun içerisinde hareketlendi. Diğer elimi üzerine kapattım. Avucumun içerisinde tedirgin atan kalbini iyileştirmekti niyetim. Sakinleşti, artık titremiyordu.

-Ne yapmalı seninle ne bilirim ki ben. Börtü böcekten uzak tutardı annem bizi mikrop kaparız diye. Elimde olman bile büyük aşama minika. Heyy dur sana isim buldum. Minika olsun senin adın. Hayatıma hoş geldin Minika.

Kaplumbağaların cinsiyeti nereden anlaşılırdı, doğal ortam dışında ne yer ne içerler kısa bir araştırmanın ardından, panik yapmaya gerek yoktu. Her şeyi öğrenmiştim. Kurtuluş yoktu. Yeni çocuğuma bakacaktım artık. Tam kızımın dişine uygun bir dostum olmuştu.Dişine derken, yemeyecekti elbette. En yavaş hayvan olması münasebetiyle beni yorma ihtimali yoktu.

Kabuğundaki yoğun deseni, çiftleşirken tutma amacı ile kullanacağı uzun tırnakları, kırmızı irisine göre Minikam küçük bir erkekti.

-Tanrım ben aşık olmak için gerçek insani bir erkek istemiştim. Yanlış anlaşılmadı değil mi? Öpersem prens mi olacak ne?

Dimitri ben Minika’ nın kabuğunu her öptüğümde kahkahayı bastıkça ben de iş yoğunluğunda bunu bize eğlence yapmıştım.

-Yağmur, Dimitri bu akşam erken kaçar haberin olsun. Rüya ile Fikret sana yardım eder.

-Hımmm. Nereye bakalım erkenci?

-Geçenlerde bir kaplumbağa öpmüştüm prenses oldu da yeniden dönüşmesin diye gidip bir öpeyim dedim.

-Şimşir kaşıkla dayak yedin mi sen hiç? Zevzek uza hadi.

Rüzgar var diye erken kaçtı herkes. Bana kalmıştı mekanım. Eve de gidesim yoktu. Fikret hemen hazırladı  benim sofrayı. Öpüştük, koklaştık iyi geceler dedik ve ben yine baş başa kaldım kendimle.

Alışmıştım. Arada daha da yalnız demlenmek ister olmuştum. Örgüt elemanı Dimitri de yokken, kendimle kalmanın keyfini çıkartayım biraz dedim o gece.

İncesaz girdi geceye usul usul, masamda bir şişe Plomari her zaman mis gibi sakız kokar. Sakız kokusu denizin iyotuna, dalganın sesine karışıverir ve yakamozu çekerdi içine. Nemli kumların ayazında serinlemişti ayak bileklerim. Halhalım kumlarla dans ederken şıkırtısıyla dikkatini çekti yanı başımdan geçen bir köpek ve sahibinin.

Yalnızlık tadıyla gecede demlenirken, bacaklarımdan sarkan beyaz eteğimin uçlarına dolandı sıcacık tüyleriyle ve terkedilmiş gibi,  benim gibi baktı gözlerime. İnce uzun parmaklarım okşadı başını ve sarılmaktan beter etti gözlerime sevgiyle bakışı. Böylesine derin bakmadı çocuklarımdan başka hiçbir masum göz gözbebeklerime diye düşündüm.

-Rahatsız etmiyor  ya.

-Yoo biz rahatsız değiliz, siz rahatsız olmayın.

-Halhalınız var sanırım. Bileğinizdeki asma kilitli bileklikten gelmedi o sesler.

Asma kilidi fark etmesi ile bir elimle topladığım saçlarımı rüzgara teslim ettim ve yüzümü  aya döndüm. Ayı utandıran bir çift göz, yazdan bronza dönüşmüş beyaz tenini örten kirli sakalları, yuvarlak çenesi, muazzam burnu ve bir tabloyu tamamlayan son figür olan kır düşmüş saçlarının büyüsü karşısında kala kaldım. Isınan yanaklarımı görmemesi için ne yapmalıydım bilemeden yeniden köpeğe döndüm.

-Adı ne bu dostun?

Köpek bir defa havladı. İkimiz birden güldük.

-Şaşırdı sen adını söyleyince.

-Adını bilmiyorum ki ben.

-Biliyorsun. Dost dedin ya işte onun için havladı.

-Dost mu? Benim de bir köpeğim olsa dost koyardım adını. Ne güzel bir seçim.

-Senin adında Deniz olmalı. Dalgalandıkça huzur veren su gibisin. Yakamozla güzelleşen güneşle ısınan ama güneşe inat serinleten, huzur gibi.

-Bilemedin. Yağmur um ben.

-Ben de Deniz.

-Hadi ama fazla şairane oldu ilk tanışma için.

-Hayır gerçekten Deniz adım.

-Ben de bana iltifat ediyorsun sanıyordum , meğer kendini övüyormuşsun.

-Yağmur da da övülmeye değer çok şey var istersen bir yerden başlayayım. Önce merak ettiğim bir şey var.

-Nedir?

-Dost seni bırakacağa benzemiyor. Beklerken şu sakızlıdan bir kadeh eşlik edebilir miyim? Köşede sessizce otururum söz.

-Bu gecenin anısı da buymuş deriz. Ne diyeyim? Sessiz kalmana gerek yok, aslında sessizlikten sıkılmıştım, iyi ki Dost geldi.

-Ben gideyim o zaman.

-Olur Dost evini biliyordur. Sohbetimiz bitince gelir, kavuşursunuz.

-Yağmur, Yağmur Hanım, Yağmur

-Şakaydı Deniz otur lütfen.

Bayram harçlığını bekleyen çocukların büyük parayı aldığı an gibi baktı gözlerime. Dost eteğimi üzerine örtü yapıp serin kumlara gömdü vücudunu, mavi tahta sandalyemin altına sığındı.

-Daha önce burayı hiç görmemiştim. Bu yaz açılmış sanırım.

-Evet bu yaz.

-Hemen keşfetmişsin bakıyorum.

-Keşfettim sayılır. Önce manzarasını beğendim sonra üzerine kondurduğum hayallerini ve ardından bu lokantayı hayata geçirdim.

-Nasıl yani, senin mi burası Yağmur?

-Evet.

-Dur bakiim adı ne lokantanın.

-Uğraşma ben söylerim. “Yağmurdan Sonra Deniz”

547798_360256260679699_154669444571716_1066918_1647783040_n

“Yağmurdan sonra Deniz” adlı romanımdan küçük bir hediye…

Kategori: GENEL

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: