Güzel atlar diyarı Cappadocia

17 Kasım 2015 1 Yorum

Uzun bir yolculuğun ardından daha önce karlar altında da görme sansına erdiğim ama bu sefer tüm görkemi ile beni büyüleyen, insana bu gerçek mi diye gördüklerine inandırmayacak kadar masalsı, efsanelere konuk olmuş Capadoccia Kapadokya rüyamı anlatacağım bugün. Rüya dedim ya gerçekten rüya ile tanımlanabilir muhteşemlikteydi.

Doğanın sanatına şahit olduk. Bazen derler ya her serde bir hayır vardır, resmen durum bu. Bölgenin volkanik bir yapısı olması ve o volkanların doğal süreçlerinin ardından oluşan yüzey şekilleri nesiller boyu o bölge de yerleşen insanlarımıza geçim kaynağı ve hayatlarını masalsı bir düzen de yasamalarına sahne olmuş. Kapadokya gezisinde sıkılmak mümkün değil. Her aniniz dolu geçiyor. Görecek gezecek ve gezmekten doymayacağınız öyle güzel alanlar var ki defalarca gidesim geldi.

Hızlandırılmış bir programdı ama rehber açısından bu kadar şanslı olmamızı da beklemiyordu açıkçası. Rehberimiz Murat beyin arkeolog olması tur şirketinin bölge için seçtiği en doğru tercihti. Daha önce merak edip duymadığım bazen de tembellik edip birinden dinlesem daha iyi olacak diye düşünüp ertelediğim birçok bilgiye sahip oldum. Jeoloji, mitoloji, resim sanatının geçmişi, Hristiyanlık ile ilgili çarpıcı bilgiler sayesinde her anımız buram buram bilgi koktu.

Kaymaklı Yeraltı şehrini gezerken, ufacık şapellerin, mağara içine oyulmuş kiliselerin konumlanması, içinin o günün imkânsızlıklarına rağmen kusursuz ve akil isi ile düzenlenmesi, muhteşem resimlerle süslenmesi, yaşanan olayların anlatıldığı o duvarlar inanılmazdı. Cavuşin Çömlek atölyesine gittiğimizde ise ata yadigârı isçiliğin babadan oğula, kıza gecen bir sanatın içerisinde bulduk kendimizi. Ustalar teknolojiden de yararlanarak öyle muhteşem eserler yapmışlardı ki dayanamayıp yeni evimizin en müstesna bölümü için kendimize, kendi ustasının elinden Mustafa ustanın yaptığı şahane seramik bir pano aldık.

Onix atölyesi sanki kadınları çıldırtmak için işletilen, toprağın bize hediye ettiği kıymetli taşların sanat eserine dönüştüğü bir mekândı. Çömlek atölyesinde tarihçeyi dinlerken ustanın ölçüsüz el yordamıyla icra ettiği mesleğinin hediyesi şekerlik yapılışını izlemiştik. Onix atölyesinde de taş işlenmesine şahit olduk. Hacı Bektaşi Veli dergâhında ruhumuzu dinlendirdik, ufkumuzu açtık.

Uranus&Sarikaya Restoran da müsamere yıllarım ve Anadolu Ateşi grubunun gösterilerinden sonra Nevşehir mahalle düğününü andıran folklor gösterileri eşliğinde çömlek ya da testi kebabı da denilen yemeklerinin tadına baktık. Bölgenin üzüm bağlarından hediye, lezzetli şarapları da es geçmedik, Turasan da kendimizden geçtik.

Kapadokya semalarının izin vermemesinden dolayı maalesef balonları uzaktan izleyebildik. Sanırım bölge bir daha gelmemiz için bize oyun yaptı. Elmalı, Yılanlı ve Karanlık Kilise görülmeye değer Hristiyanlık tarihinin de resimlendiği şahane yapılar.

Ihlara vadisi Melendiz çayı, buz gibi suları, kanyon görüntüsü, ormanı yeşili ile “Bu böyle azıcık olmaz bir daha geleceksin” dedi bize. Kayaların içine oyulmuş oteller, evler, kiliseler, atölyeler, restoranlar ve kafelerle tarifsiz huzur ve doğanın sanatına şahit olacağınız muhteşem bir bölge.

Ülkemizin doğasından, havasından, kültüründen hediye öyle güzel yerleri var ki benim listem uzadıkça uzadı. Hayati ertelemeden yasayabileceğiniz muhteşem bir omur dilerim.

En kısa zamanda gözümü diktiğim Mardin anılarımı sizlerle paylaşmak dileğiyle sevgiler.

Kategori: SEYAHAT

Yazar:

Yunanistan kökenli bir ailenin mensubu olarak 1976 da İstanbul’da doğdum. Gazeteci bir baba ve edebiyat öğretmeni bir annenin çocuğu olma münasebetiyle Anadolu’nun bir çok ilinde eğitim aldım.

Yorum (1)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. Ice dedi ki:

    Your poitnsg lays bare the truth

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: